Abdullah SAKİZADE
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
Elhamdülilâhi Rabbil Âlemîn.Vessâlatü ves selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîyn.
Malumdur ki,Tarîkatlar döneminin ilk tarikatlarından olan Kâdirilik ve Rufâilik geçmişten günümüze Din-i Mübin-i İslâm’a hizmet edegelmiştir.
Çeşme-i Muhammediyye’nin kolları olan bu iki yoldan tarih boyunca nice susuzlar kanmış,ve çeşme-i Hakikî olan Cenâb-ı Peygamber’e vâsıl olmuşlardır.
Şüphesiz ki Cenâb-ı Hakkın her Velî kulunun ayrı bir özelliği ve farklılığı vardır.Misal olarak Abdulkâdir Geylâni hazretlerinin Tasarruf-u Kevniyyesi,Ahmed er Rufâi hazretleri’nin harikulade Tevazuu ve Burhanı,Hz.Mevlana’nın Aşkı,Muhyiddin-i Arabî’nin ilmi v.s.
Bu yüzden evliyaullah arasında karşılaştırma yapmak pek doğru olmasa gerek..Fakat zaman itibariyle Seyyid Abdulkâdir Geylânî ve Seyyid Ahmed er Rufâî hazretlerinin Hz.Peygamber’e daha yakın olmaları ve İlk tarikat kurucuları olmaları onları bütün tarikatlar mâbeyninde farklı bir konuma getirmiştir.
Bu iki Pîr-i Muazzam hazerâtı Sülâle-i Tâhire’den olup hem Seyyid hemde Şerif’tirler.
Cenâb-ı Peygamber’in Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin efendilerimizin mübarek başlarını öpmelerinde,şüphesizki bu iki Pîr’inde hisseleri vardı.Zira ümmetin etmiş olduğu dualarda onlara ve varlıklarına hisseler geliyordu..Çünkü onlar Din-i İslam’ın muhafızları,Ricalullah’ın reisiydiler.
Aynen onlarda Ceddleri Muhammed Aleyhisselâm gibi yetim büyüyeceklerdi.Hicrî 470 yılında Abdulkâdir Geylânî hazretleri,512 yılında ise Ahmed er Rufâî hazretleri doğacaktı..
Her ikiside daha genç yaşta zâhiri ilimleri devrin meşhur alimlerinden tahsil ederek Şeriat-ı Garrâ’nın tüm inceliklerine vâkıf olmuşlardır.
Tasavvuf ilmini öğrenmek kastıyla yine devrin meşhur Meşayıhına intisâb ile seyr-ü süluklarını ikmâl ile sahib oldukları zâhiri silsileyi,batın ile de süsleyerek zülcenâheyn olmuşlardır.
“Küllü Tarikatün Vâhid” sözü ne muazzam bir sözdür.Bütün tarîkatler mânâda birdir.Fakat zâhirde bazı değişiklikler hep görülmüştür.Misâl olarak;Seyyid Abdulkâdir ve Seyyid Ahmed er Rufâî’nin Tarîkat silsileleri Seyyid’üt Tâife Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinde birleşmektedir.Bu nedenle bu iki tarîkatın aynı bölgede,ve aynı zamânlarda intişarı sebebiyledir ki,zaman içerisinde adeta birleşecek mezcedilecektir.
Zaman içerisinde Kâdiriler Rufâileri,Rufâiler ise Kâdirileri kendi tarikatlerinden sayacaklardır.Hatta Bir halakada aynı Şeyhe bağlı Kâdiri ve Rufâi dervişleri bulunacaktır.
Peki bunun sebebi ne idi? Tabiki Bu iki tarikat Pîrinin birbirine olan muhabbetleri ve hâl-i hayatta iken yapmış oldukları telkinlerdir.
Eskiden Basra’da Seyyid Ahmed er Rufâî hazretlerine bağlı bulunan bir derviş bir iş icabı Bağdat’a yolu düşecek olsa mutlaka Abdulkâdir Geylânî hazretlerini ziyaret ederdi ve o dervişi hemen dergâh siciline kaydederlerdi.Tam akside olmuştur.Abdulkadir Geylâni hazretlerinin dervişleride Ümmü Abide’de Ahmed er Rufai’nin dergâhına gelecek olsalar onlarda oraya kayd edilirlerdi..
Bu iki Kutbun hayatta iken birebir görüştüklerine dâir birkaç rivâyet bulunmaktadır.Bunlardan bir kaçını zikredelim;
Seyyid Ahmed er Rufâi hazretlerinin Hacc farizasını ifâ için gittiği Medine’de Ravzay-ı Mutahhara’da karşılaştıklarına dâirdir ki,Hz.Pir’in o gün Hz.Peygamber’in elin-i öpme olayı vukuu bulacaktır.Bu olaydan sonra kendinden geçen Rufâi hazretlerini ilk teskin eden ve tebrik eden ise Abdulkâdir Geylânî hazretleridir.Ve Hz.Pîr’için şöyle diyecektir; “Tabâkatı evliyada sahabi ve tabiinden maâda kimse Ahmed er Rufâî’nin makamına erişemedi” buyurmuştur.
Başka bir rivâyette ise;Ahmed er Rufâî ile kendi dergâhında sohbet ederlerken,Zamanın halifesinin kendilerinden dua edecek bir Şeyh istemesi üzerine;Dergahtaki zatlardan birini çağırıp “ey oğlum halifenin isteği üzere hemen gidesin” buyurduktan sonra,Ahmed er Rufâi hazretlerine dönerek; “Ey Ahmed! Şükür ki Halife Dua için Şeyh istedi,ya derviş istese idi ya sen gidecektin yada ben”… demiştir.
Yine başka bir rivâyette ise; Abdulkâdir Geylânî Hazretleri ;
“Ben ki Hüseynin soyundanım, Cümle Velilerin boynundadır ayağım”
Diyerek Gavsiyetini aşikar eylemesi üzerine ,Dergahında sohbet eden Ahmed er Rufâî hazretleri boyun eğerek mukabelede bulunmuşlardır.
Bu iki tarikatın çok benzer özellikleri vardır ki genel hatları ile,
*Her ikisi de Nefs tezkiyesi yolu ile ilerlerler,
*Her ikisi de Zikr-i Cehrî’yi benimsemişlerdir,
*Her ikisinde de Zikir Kuudî ve Kıyâmî olarak icrâ edilir,
*Her ikisin dede Hırka,Tennûre ve Siyah Sarık kullanılmıştır,
*Her ikisinde de Cezbe Süluktan sonra gelir,
Aralarındaki şekil olarak değişikliklerden bir kaçı ise şunlardır;
*Kâdirilerde Kıyam zikri haricinde Devrân zikri adı verilen,dönerek yapılan bir usul vardır.
*Kâdiri Tâcları 4 terkli iken,Rufâî Tâcı 12 terklidir.
*Kâdiriler Çilehânede Kemerbest veyâ iğneli rahle kullanırlarken,Rufâiler saçlarını uzatıp tavana bağlarlar.(Böylece uykuları gelmez.Yalnız bu uygulama sadece çilehane içindir.Bazı Meşayıh ise bunun yerine zincirle kendilerini bağlamışardır,Hacı Bayrâm-ı Veli Camisinde olduğu gibi…)
El İlmu İndallah.Cenâb-ı Hakk En iyisini bilir.
Ahmed Rufaİ Hz
İlk eşi Hatice binti Ebi Bekir el Vasıt- en Neccavi’den Fatıma ve Zeynep adlı iki kızı olmuş, eşinin vefatından sonra evlendiği ikinci eşi Rabia’dan sonra Salih isminde bir oğlu olmuş ve küçük yaşta vefat etmiştir
Nesli iki kızı ile devam etmiştir Fatıma^dan İbrahim Azeb (609) ve Ahmed-el Ahdar (645) adlıdevrainde meşhur olan iki Sûfî, Zeyneb’den ise ikisi kız, altısı erkek torunları olmuştur
Bunlardan İzzeddin AHMED Sayyad (574-670) Rurâîye’nin Sayyadiye kolunun kurucusu olup, Rufâî Tarikatının İslâm âlemine yayılmasında tesiri olmuştur
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, Hicrî (578), Miladî (23 Ağustos 1182) tarihinde şiddetli bir ishal hastalığı sonunda vefat etmiştir
Vefatından önce ; “Beni dilenci keşkülü yerine koymayın, tekkemi bugün harem, öldükten sonra mezar etmeyin
Ben Hakk Tealâ’dan tek olarak yaşamayı diledim
O beni toplum içinde yaşattı
Öldükten sonra belki o muradıma erişirim
Toprak üstünde her ne varsa eninde sonunda yine toprak olacaktır
” Bu sözü ile keramet buyurmuşlardır
Türbe-i Saadetleri yanında kimse yoktur
Kırın ortasında tenha bir yerde Bağdad’ın güneyinde Vasıt yakınlarında bulunmaktadır
Ahmed-er Rufâî Hazretleri’nin tasavvuf ve Tarikat anlayışı, kitap ve sünnete tabi olan bir anlayıştır
Onun ifadeleri içerisinde İslâm dini, zahir ve batını ile bir bütündür
Kalp cesetsiz olmaz, Kalbi olmayan bir cesed ise çürür Tasavvuf ilmi, kalbin ıslahından ibarettir
Tarikat şeriat demektir
Hakikat, Şeriata muhalefet etmez
Tasavvuf, söz konusu ettiği Tarikat, şeriatın bizatihi içinde taşıdığı mana ve hikmetlerdir
Tasavvuf, Yün hırka ve taç giymek değildir
Tasavvuf; hüzün hırkası, sıdk tacı, tevekkül elbisesinde bürünmektedir İnsanın kalbi haşyet, bedeni edep, nefsi,, benliği yokluk ve dili de zikir örtüsü ile örtündüğü takdirde tasavvuf yolunda bulunmuştur
Mükemmel sofi her halde Hz Peygamber (as)’a tabi olan ve kulluk derecesini en yüksek derecede olarak benimseyen kimsedir Kul ancak Allah’dan gayri herşeyin kulluğundan kurtulduğu ve hürriyet mak----- ulaştığı vakit, mükemmel bir kul olabilir
Tasvvuf edeptir Bu da Peygamber’in sünnetine tabi olmakla kazanılır Derviş olmak için cemiyet hayatından uzaklaşmak gerekmez Müridler, dünyevi meşguliyetlerini terk etmeksizin helâl ve harama dikkat ederek gafletten uzak kalmak suretiyle Hakk yolunda ilerleyebilir
Bütün iş, kalbi temizlemek ve temiz tutmaktır Kerametlere rağbet etme
Çünkü veliler bundan kaçınmışlardır Müritler için ne bir noksanlıktır, ne de Allah’ın kapısından ayrılma Kalbini Rasulullah’a yönelt, şeyhin ve mürşidin vasıtalarıyla O’nun yüce kapsından yardım iste
Karşılıksız, garazsız şeyhine hizmet et Ona karşı son derece terbiyeli ve edepli ol
Gıyabında dahi onun şerefini koru Kendini onun hizmetine ver, evinde hizmeti arttır Huzurunda az konuş Ona tanzim ve vakarla bak Ona sakın küçümseyici bakışlarla bakmayasın Kardeşlerine öğüt ver, kalplerini kazanmaya çalış İnsanların arasını bul İnsanları Allah’a yöneltmeye bak Sadakat ve ihlasla dervişlerin yolundan gitmelerini sağla
Kalbini Zikir ile, kalıbını da fikirle tamir edip güzelleştir Gayen su üstünde yürümek, havada uçmak olmasın Bunları balıklar ve kuşlar da yapıyor Himmet kanatlarıyla sonsuzluklara uçabiliyor musun ? Sen ona bak
Ahmed-er Rufâî hazretleri, kendisinin tevazu, zül, inkisar yoluyla matlubuna vasıl olduğunu, bunları tarikinde bir esas olarak tercih ve tespit ettiğini söylemektedir
Menkıbeler içinde fevkalede tevazuunu gösteren örnekler vardır Bunlardan birinde kendisine iftira, hakaret ve küfür dolu sözler sarf eden bir şeyhe karşı, “Efendim, sizin hilminiz büyüktür, affınız geniştir Ben neyim ki, ne kıymetim var ki bu kadar hiddete kapılıyorsunuz Ben, sadece hizmetkarlarınızın en miskiniyim, ayaklarının tozuyum” Şeklinde yumuşak ve mütevazi bir söz ile mukabele etmesi üzerine, Ahmed-er Rufâî Hazretleri’ni kızdıracak başka bir söz bulamayan Şeyh “Görüyorum ki siz nefsinizden sıyrılıp çıkmışsınız Şimdi mülk sizindir, nimet sizindir ve sizin neslinize aittir
Beni de bağışlayın” demiş ve müritleri arsına girmiştir Bu nevi menkıbeler ve eserlerindeki ifadeler Onun şahsiyetini ve tarikat pirleri arsındaki hususiyetini gösteren çizgilerdir
Şu nokta dikkat çekicidir ki birkaç keramet olayı istisna ondan bahseden menkıbeler daima Onun davranış ve ahlâkını, insanlarla münasebette tevazu ve hoşgörüsü ve ağırbaşlılığını anlatmaktadır Bu özelliği ile “Tasavvuf Güzel Ahlaktır Tarifinin müşahhas bir örneği olarak görülmektedir
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, dört büyük kutuptan biridir Abdüulkadir Geylani Hazretlerinden sonra Kutbiyet mak----- yükseldiğini kaynaklar belirtmektedir Gavsiyet ve Kutbiyet âlemi kendisine bundan önce de bir kere daha tevdi edildiği ve onun bu vazifeden af dilediği, bunun üzerine Abdulkadir Geylani’ye verildiği, O’nun ölümü üzerine tekrar kendisine tevdi edilince bu vazifeyi kabul ettiği ve onaltı sene birkaç ay bu makamda bulunduğunu ifade etmektedirler Kendisine Ebül Alemeyn (iki sancak sahibi) künyesinin bu duruma işret olarak verildiği kaydedilmektedir
Ahmed-er Rufâî Hazretleri müritlerini şöyle müjdeliyor:“ Rabbim bana lütf’ü ihsanınla gözlerin göremediği, kulakların işitmediği, beşerin akıl ve hayaline gelmediği, bir çok nimetler ihsan etti O’nun kerem elçisi Rasulullah, (sav) beni temin edip söz vermiştir ki Müridlerimi, sevenlerimi, zürriyetimi sevenleri, yerinde kaim olanları ellerinden tutup kaldıracak ve kurtaracak Bu hal, kıyamete kadar böyle sürecek İşte ruhen biat böyle hasıl oldu “Allah (cc) verdiği sözden dönmez”Şu halde Onun yolunda gidenlerin sahip oldukları büyük nimet ve müjdeyi bütün açıklığı ile ifade eder
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, Mecal bin Yunus ve Abdül Mü’min adında iki müridi ile sahrada geziyorlardı Birbirlerine olan sevgi ve muhabbetleri pek ziyade idiOnların bu yakınlığı ve duydukları manevi haz, her ikisini de sarhoş etmişti Bu durum onları zaman zaman kendilerinden geçiriyordu Cezbeye tutuluyorlardı Hatta müridlerden biri;-Sana bu kadar zamandır Ahmed-er Rufâî Hazretleri’nin yakınlığından sana ne erişti?Diğeri:
-Ne dilersem kabul edilme lutfu
-Dile bakalım Allah (cc) lutfedecek mi ?
-Ya Rabbi ateşten azad olduğuma dair şu aciz kuluna bir ferman göster
Diye niyaz etti
-Allah (cc)sonsuz kerem sahibidir Fazlına nihayet yoktur Ve iki müridin önüne bir yaprak sağa sola yalpa yaparak bir kâğıt düştü Kâğıda baktılar, Kâğıt bembeyazdı üzerinde hiçbir yazı yoktu Alıp Seyyide götürdüler Ve hiçbir şey söylemediler Seyyid bu bembeyaz kâğıda baktı ve hemen şükür secdesine kapandı Secdeden başını kaldırınca:
- “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun ki bağlılarımın cehennemden kurtuluşunu bana dünyada gösteriyor” Buyurmuş “ Bunun üzerinde yazı bulunmayan beyaz kâğıt “ diyen oradakilere:
- “Evlatlarım kudret eli siyahla yazmaz, bu nurla yazılmıştır” Cevabını vermiştir
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, çok farklı özelliklere sahipti
Peyamber Efendimize çok yakın idi Ona her şeyi ile tutkunduCenab-ı Hakk, yaradılışında onunla kader birliği içinde yaratmış, bir takım hikmetlerle onun isminin müsemması kılmıştır Dünyaya gelmeden annesi ve dayısı Mansur el-Bataîhi’ye rüyalarında isminin Ahmed olması müjdelenmiş ve emredilmiştir Küçük yaşta Peygamber Efendimiz gibi yetim kalmıştır Nesli kız evlatları ile devam etmiş, erkek evladını küçük yaşta kaybetmiştir Hayatında kendisine hakaret edilmiş, eziyet görmüş, O ise PEYGAMBER Efendimiz gibi sabırla, dua ile mukabelede bulunmuş, hasımlarına karşı tevazu göstermiştir
Seyyid Ahmed-er Rufâi Hazretleri, yedi yaşına kadar babası Seyyid Ali’nin nezdinde kaldı Yedi yaşında iken babası vefat edince, devrin büyük mutasavvıflarından olan dayısı ve şeyhi Mansur el Batâihi, annesi ve kardeşleri ile birlikte Onu himayesine aldı Küçük yaşta hafızlığını tamamladıktan sonra Peygamber Efendimiz’in manevî işareti üzerine dinî ilimlerini tahsil için Şeyh Ali Ebu’l fazl el Vasıtî’ye teslim edildi Şey Aliyyül Vasıtî hazretleri Peygamber efendimizin manevî emrine imtisalen Ahmed-er Rufâi’nin tahsil ve terbiyesinde büyük bir dikkat ve titizlikle hareket ederek son derece ihtimam ve gayret gösterdi Ahmed-er Rufâi aklî ve naklî ilimlerde çok üstün bir gayret ve başarıyla ilim kariyerine sahip oldu
Hakiki bir fıkıh, hadis, tefsir alimi ve hakiki bir mutasavvıftı Ayrıca çok mükemmel bir hatipti de Seyyid Ahmet Rıfai (ra); orta boylu, nur yüzlü ve buğday benizli idi Saçları siyah, sakalı seyrek, alnı açık ve geniş idi Gözlerine sürme çeker, devamlı tebessüm eder halde bulunurdu Öyle güzel konuşurdu ki, kalpleri harekete geçirir, sohpetine doyum olmazdı Hatta bir keresinde cemaate vaaz-ü nasihat ediyordu Cemaatte bulunan alimlerin Ahmet Rıfai Hazretlerine çok fazla soru sorduğunu gören Ebu Zekeriyya (ra) onlara müdahale etti Bunun üzerine Ahmet Rıfai (ra) tebessüm edip, “Ey Ebu Zekeriyya! Bu dünya fanidir Bırakınız ben hayatta iken sorsunlar” buyurdular “Bu dünya fanidir” buyurduğunda, cemaat fevkalade heycana kapıldı, içlerinden beş kişi orada vefat etti Orada hazır bulunanlar içinden, ibadetlerini tam olarak yapamayan binlerce kişi tövbe edip doğru yola geldi
Ahmed-er Rufâi, Şeyh Aliyyül Vasıtî Kuddise Sirruhu’dan hem icazet aldı, hem de hırka giydi Vasıtî Onun için : “Herkes üstadıyla, ben ise talebem Rufâi ile iftihar ederim” demiştir
Ahmed-er Rufâi, Şeyh Aliyyül Vasıtî Kuddise Sirruhu’nun vefatından sonra dayısı Mansur el Batâihî’nin terbiye ve irşad halkasına girdi 27 yaşına kadar dayısından tasavvuf dersleri alarak çok kısa zamanda seyr-i sülûkunü tamamladı Daha sonra dayısı tarafından Ona “Şeyhü’ş-şüyûh” unvanı ile birlikte halifelik vererek kendisine bağlı bütün tekkelerin şeyhliğini verdi Dayısı’nın vefatı üzerine bu yaşta posta oturdu Kuddise Sirruhu, bütün tekkelerin şeyhliğine getirilince, Onu çekemeyenler, iftira atanlar eksik olmadı
HAYATI VE TARİKININ ÖZÜ :
Ahmed Er Rıfai Hznin menkıbe ve eserlerinde görülen tasavvuf ve tarikat anlayışı Kitab ve sünnete tamamen uygundur Buna göre islam “zahir” ve “batını” ile bir bütündür Batın zahirin özü, zahir ise batının zarfıdır Zahir olmasa batında olmazdı Kalb cesetsiz olmaz, kalbi olmayan ceset ise çürürTasavvuf batın ilmidir Tarikat şeriat demektir Derviş olmak için toplumdan uzuklaşmak gerekmez Müridler dünyevi işlerini terk etmeksizin, helal ve harama dikkat ederek ve gafletten uzak kalmak suretiyle Hak yolunda ilerleyebilirler “Tasavvuf baştan sona edepten ibarettir”Ve bütün edepler Resulullah SAV Efendimizin sünnetine tabi olarak elde edilebilirler
O tam bir aşk ehlidir Bir gün bir şahıs gelir ve Seyyid Abdülkadir Geylani Hzne
- Ya Gavsul azam aşk nedir ? diye sorar Geylani Hazretleride kendisine;
- “Basra’ya gidip selamımla birlikte Seyyid Ahmed Er Rıfai Hzden sor” diye buyurdu
Şahıs Basra’ya gidip Rıfai Hazretlerine Geylani Hazretlerinin selamını bildirerek;
- Aşk nedir? diye sordu Bunun üzerine Rıfai Hazretleri ayağa kalkarak;
- ENNARU AŞKUN, ENNARU AŞKUN(Aşk ateştir) diyerek dönmeye başladı ve döne dön gözden kayboldu Bu sırada Geylani Hznin ruhaniyeti tecelli edip;
- Kardeşim Rıfai Hznin etrafını çizip misk-ü amber dök! Diye buyurdu Şahıs denileni yapınca Rıfai Hz yine döne döne göründü ve şahsa ;
- Gördüklerini Gavs’ul azam’a bildirirsin! Dedi Bunun üzerine şahıs Bağdat’a dönüp gördüklerini Geylani
Hzne anlattığında Sultan kendisine;
- Gördün mü Aşk neymiş? Buyurdu
KADİRİ TARİKATI HÜSEYNİ KOLU DERS USÛLÜ
24 Saatte bir defa ALLAH (CC) rızâsı için iki rekat Namaz kılınır. Her rekatta Fatiha’dan sonra Besmele ile onbir İhlas okunur. Selâm verip tesbih ve duası bittikten sonra kıbleye yönelip, diz üstü oturup gözler kapalı olmak üzere rabıta-i Mevt (ölümü gözünün önüne getirme) yapılır. Tekrar başlarında Besmele ile tekrar on bir İhlâs, bir Fatiha ve bir de Selâvat (ALLAHümme Salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ, alihı ve sahbihi ve sellim) okunur. Bunlardan hasıl olan sevabı başta Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz olmak üzere Pirimiz Abdulkadir-i Geylâni (KSA) Hz.leri’nin ruhuna, şeyhimizin üstadlarımızın maneviyyat büyüklerimizin ruhuna hediye edilir. Daha sonra üç defa Kelime-i Şahadet getirilir. Sonra da Besmele ile şu dua okunur:
ALLAHümme belliğ ve evsil misle sevabe ma gare’nâhü ve berekâtu ma televnâhü ve îlâ rûhi Seyyidina, Muhammedin, nebiyyil ümmiyyil kureyşiyyil haşimiyyil mekkiyyil medeniyyil ve alâ âlihî, ve ezvâcihî, ve evlâdihî, ve eshabihî ve etbâihi, ve ilâ ümmete.
Ve hassas ALLAHümme ve ilâ rûhi seyyidina, ve mevlâna Yâ Ali Kerrem ALLAHü Vecheh. Ve hassas ALLAHümme ve ilâ rûhi ervâhe silsiletil Kadiriyye ve Nakşiyye, ve ilâ rûhi cemîi ehlet tarik, ve ilâ rûhi cemîil Enbiyâi vel Mürselîn.
Ve hassas ALLAHümme ve ilâ rûhi, seyyidina, mürşidinâ, gavsınâ, pîrinâ, şeyhinâ Abdulkadir-i Geylani, Kaddes ALLAHü Sırrahül Azîz...
Ve hassas ALLAHümme ve ilâ rûhi şeyhina ve li üstazina...
MANASI:
ALLAH'ım (CC)! Okuduklarımızın ve tilâvet ettiklerimizin sevap ve bereketlerinin mislini, Kureyş’in Haşimi kolundan, Mekke’de doğmuş, Medine’de medfun bulunan ümmi Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in ruhuna, Ehl-i Beyt’inin, zevcelerinin, evlatlarının, ashabının, ve O’na tabi olanların ruhlarına, ümmetinin ruhlarına, ve hususiyle İmam-ı Ali (KV) Hz.leri Efendimiz’in ruhuna, ve hususiyle Kadiri Tarikatı’nın ve Nakş-i Bendi Tarikatı’nın silsilelerinin ve cümle tarikat ehlinin ruhlarına, ve bütün gönderilen Peygamberlerin Mübarek Ruhlarına ve hususiyle Bağdat’ta medfun bulunan Pirler Piri Arifler kutbu, Abdulkadir-i Geylâni (Yüce ALLAH CC. Hz.leri O’nun aziz ruhunu Mukaddes kılsın) Efendimiz (KSA) Hz.leri’nin ruhuna tebliğ ve vasıl eyle.
Ve hususiyle şeyhimizin, üstadlarımızın, maneviyyat büyüklerimizin ruhuna tebliğ ve vasıl eyle (AMİN!)
Bundan sonra da Şu medhiye okunur: (Bu medhiyyede aynı zamanda silsilemiz mevcuttur.)
İLMİN MEDİNESİ
İLMİN MEDİNESİ AHMED-İ MUHTAR
ONUN KAPICISI HAYDARI KERRAR
HAKKA GİRER BURDAN ERVAH-I EBRER
ERİŞİR ONLARA FAZL-I RAHMANI
HASAN’IN YASINI ÇEKTİ SEGALEYN
ŞEHİD-İ KERBELA İMAM-I HÜSEYN
DEDELERİ İDİ OL ŞAH-I KEVNEYN
CENNETTE RUHLARIN BUNLARDIR REYHANI
İMAMLAR İMAMI, CAFER-İ SADIK
VİRD ETMEZ TARİKİ İLLE MÜNAFIK
HASAN BASRİ OLDU YARE MUAFIK
BUNLARDIR MEVLAMIN ULU SULTANI.
İMAMLAR İMAMI, CAFER-İ SADIK
VİRD ETMEZ TARİKİ İLLE MÜNAFIK
HASAN BASRİ OLDU YARE MUAFIK
BUNLARDIR MEVLAMIN ULU SULTANI.
HABİB-İ ACEMİ TUTTU YOLUNU
DAVUD-i TAİ SALMAZ ELİNİ
MARUF-i KERHİ Ş1H BİLDİ ANI
SIĞINDIM CAHINA OL KEREM KANI.
SERİYYİ SEKATİ ERDİ BU SIRRA
ONDAN DA YETİŞTİ CÜNEYD-İ BEHRE
ZATI ŞERİF VİRDİ EVADE DEHRE
EHLULLAH’IN OLDU ULU SULTANI.
ŞİBLİ OLDU ONA, CANIMDAN BENDE
ABDULVAHİT ERDİ ONA O DEMDE
EBUL FERRAH MEHMED TARSUSİ TUTTU ELİNDEN
O GÖRDÜ ONLARDAN NUR-İ YEZDANI
O GÖRDÜ ONLARDAN FAZL-I RAHMANI.
ALİYYÜL HOKKERİ ETTİ BİR NİDA
MÜBAREK MAHSUMU DEDİ CAN FEDA
HIZIR GEYLANİ HEM ETTİ EDA
EHLULLAH’IN OLDU ULU SULTANI.
EHLULLAH’IN OLDU ALİ SULTANI
İLAHİ LÜTFUNDAN DUR ETME BİZİ
CÜMLE SEVENLERİN HAKKI İÇİN SİZİ
ŞIHIMIZIN EŞİĞİNE SÜRELİM YÜZÜ
BULALIM ORDA RAHİ RIZAYI
BULALIM ORDA HAK RIZAYI
EHLULLAH’IN OLDU ALİ SULTANI
İLAHİ AŞKINDAN AYIRMA BİZİ
CÜMLE SEVENLERİN HAKKI İÇİN SİZİ
GAVS’IN EŞİĞİNE SURELİM YÜZÜ
BULALIM ORDA GAVS-I GEYLANİ
BULALIM ORDA CENNET RIDVANI
İLAHİ FATIMATÜZZEHRA ANNEME BAĞIŞLA SUÇUM
ONUN EVLADIYLA ÇEKEYİM GÖÇÜM
AL-İ EBA AŞKINDAN SEN DOLDUR İÇİM
ZATINLA SIFATIN BUNLARDIR İRFANI.
İLAHI ŞEYHİME BAĞIŞLA BENİ
SITK İLE SEVENİN HAKKIYÇÜN SENİ
YOLDAŞ ET KABRİMDE İMAN-I DİNİ
MUHSİNLERİN SENSİN ULU SULTANI
DÜŞMÜŞLERİN SENSİN ALÎ SULTANI
İLAHİ HASİDİN KIR KOLLARINI
MÜNTAGİM İSMİNLE BÜK BELLERİNİ
KUDRET KILICINLA KES DİLLERİNİ
HER KİM OLURSA TEVHİD DÜŞMANI (AMİN!) (Bu kıta 3 defa söylenir)
İLAHİ SELATIN HESAPSIZ OLSUN
ON SEKİZ BİN ALEM MİSK İLE DOLSUN
CÜMLESİ HABİBİN RUHUNA ERSİN
KAMUNUN DERDİNİN BUDUR DERMANI
KAMU DÜŞMÜŞLERİN BUDUR SULTANI
Bundan sonra 100 Istigfar (Estagfirullah el'azim),
100 Selat-ü Selam (ALLAHümme Salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim),
100 Kelime-i Tevhid (Lai ilahe illALLAH) çekilir.
(Tevhidin önü açik olup isledigin yerde isledigin kadar çekebilirsin.)
100'den asagi olmamak sarti ile (La ilahe illahu).
100'den yukari (ALLAH) diyebilirsin.
Buradan asagiya her nokta arasi 11'i düsmemek üzere söylenir:
Yâ Hû Yâ men Hû, Yâ men la Hû illâ Hû.
Yâ Hayyu Yâ Vâhid, Yâ Azîzu Yâ Vedûd.
Yâ Hakku Yâ Kahhâr, Yâ Kayyûm Yâ Vehhâb, Yâ Müheyminü Yâ Bâsit.
Yâ Mütecelli irham Zülli. Yâ Müteâlî irham Hali.
100'e kadar da:
Entel Hâdî Entel Hakk. Leysel Hâdî illâ Hû. söyleyebilirsin.
DERSİN SONUNDA OKUNAN ESMALARIN (İSM-İ ÂZAM SEKÎNELERİ'NİN) MÂNALARI:
Yâ Hû Yâ men Hû, Yâ men la Hû illâ Hû.
Manası: “Ey ALLAH’ım (CC)! Sana yalvarıyoruz, Sana sığınıyoruz. Ey ALLAH’ım (CC)! Bize yardım et, bize merhamet et.”[1] “Ey kendinden başka hiçbir ilâh olmayan Ulu ALLAH’ım (CC)!”[2]
Yâ Hayyu Yâ Vâhid, Yâ Azîzu Yâ Vedûd.
Manası: “Ey Muhterem Sevgili, Muhabbetli ve Şefkatli ALLAH'ım (CC)!”[3
Yâ Hakku Yâ Kahhâr, Yâ Kayyûm Yâ Vehhâb, Yâ Müheyminü Yâ Bâsıd:
Manası: “Ey doğruyu söyleyen.”[4] “Ey ziyadesiyle kahredici ve yok edici.”[5] “Ey Baki ve Kaim olan.”[6] “Ey çok hibe eden ve çok bağışlayan.”[7] “Ey tüm korkulardan koruyan.”[8] “Ey lütuf ve merhameti ve rahmeti bol olan ALLAH’ım (CC)!”[9]
Yâ mütccelli İrham Zülli, Yâ Müteâli İrham Hâli:
Manası: “Ey tecelli eden, görünen.”[10] “Bilinmezken bilinmekliğini murad edip görünen.”[11] “Ey Ulûhiyyet ve Rubûbiyyeti yüksek olan ALLAH’ım (CC)!”[12] “Bizi nefsimizin karışık dalaveresinden hayırlı neticeye ulaştır.”[13] “Bizi dünya masivasından kurtar, ebedi alemin saadeti olan rızana, Cemalullahına, şefaati Resülullah’ına (SAV) ve himmeti Evliyaullahına, muttaki, sadık, zakir, şakir, muvahhid, sabikûn ve mukarrebin kullarının zümresine erdir.”[14]
Entel Hadi Entel Hak, Leysel Hadi İllâ Hû:
Manası: “Ey hidayet eden doğru yolu gösteren.”[15] “Ey Yardım eden, yardımcı olan! Ey doğruyu söyleyen ve kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Ulu ALLAH’ım (CC)!”[16] “Bizi varlığında, birliğinde, uluhiyyet ve rububiyyetinde, fani kıl. Hadî Esman Hürmetine Hidayetinde daim kıl ve Hıfz-u Emanında bulundurduğun bahtiyar kullarının katarından ayınp mahrum etme.”[17] (AMİN
Bunlardan sonra Şükür secdesi yapılır.
Bunlar bittikten sonra Kur’an’dan bildiginden bir asir okursun ve daha sonra da ders sonrası bir dua ile bitirirsin.
Cenab-ı Mevla, bizleri Pirimizin (KSA), Şeyhimizin (RA) ve Üstadlarımızın (RA) al-i himmet, nazar ve muhabbetlerinden, şefaatlerinden ayırıp da mahrum etmesin. (AMİN)
[1] El-Bakara S. A.286
[2] Âl-i Imrân S. A.2
[3] El-Beled S. A.17
[4] Yasin S. A.61
[5] Yasin S. A.82
[6] El-Haşr S. A.23
[7] El-Bakara S. A.163
[8] Yunus S. A.62,63
[9] El-Bakara S. A.163
[10] Ez-Zariyat S. A.56
[11] Küntü kenzen mahfiyyen (Kudsi Hadis)
[12] İhlâs S. A.1
[13] Eş-Şems S. A.8,9
[14] El-Bakara S. A.3; El-Ahzab S. A.35; El-Vakıa S. A.10
[15] El-Fatiha S. A.6
[16] Taha S. A.14
[17] El-Hicr S. A.40,41, 42